Evet sevgili tribün emekçileri, başlıkta belirtlilen konu belki de Türk tribünlerinin yabancı tribünlerdeki saygınlığını çok azaltan etmenlerden.Nasıl mı diyorsunuz?
Gelin yavaş yavaş, madde madde inceleyelim...
1)Tribün'ün kafa adamlarının çoğunun maçlara gidememesi;
Gerek maddi sıkıntılar, gerekse Avrupa Birliğine dahil olan ülkelerdeki kolay ulaşım olanaklarından ülkemiz olarak yararlanamamak başlıca nedenler.
Daha irdelersek, maddi güç daha doğrusu yaşam kaygısı olarak bakarsak kendimizi Avrupa'da ki birçok ülkeden geri görmeliyiz.Görmeliyiz değil aslında bilmeliyiz.
Ülkemizdeki insanların çok ufak bir kesimi hariç çoğunun yaşam adına kaygıları, çekinceleri var.Takımına gönülden bağlı bir insan belkide 12 aylık maaşının 2 aylık kısmını kombineye yatırıp 10 aylık para ile ev geçindirmeye çalışıyor.Haydi diyelim ki bu kişi öyle ya da böyle yurt içindeki deplasmanlara da iştirak etti.
Ancak siz bu kişiden, yeme, içme, ulaşım'ı kattığınızda neredeyse 1 aylık maaşına denk gelen bir deplasmanı, Avrupa deplasmanını yapmayı bekleyebilirmisiniz?
Tabii ki bekleyemezsiniz.İşte bu yüzden ki tribünün asıl adamlarından gidenler parmakla sayılacak kadar az.
2)Gurbetçi vatandaşlarımızın profili;
Gurbetçi vatandaşlarımız maçlarımızda bir araya gelebiliyor, gerektiği yerde tek vücut olabiliyor, bu çok güzel...
Çok güzel ancak tribünsel olarak bakıldığında bir manada rezillik.
Haydi anlayabilirim, bir Maccabi Netanya deplasmanında Fenerbahçe formalı, Antalyaspor formalı insanları ama "TürkGücü" diye bir kavramın iddiasının olduğu Avrupa bölgesinde Galatasaray'ın ya da herhangi başka bir Türk klübünün maçlarına farklı bir takım taraftarının gitmesini anlayamıyorum.
Aslında anlayabiliyorum ama mantık konduramıyorum.
Orada ilk giden işçi kafilesinden beri millet olarak bir hor görülme var oradakilere göre.Yaşamayan bilemez tabii ki.En iyisini onlar bilecektir.Bu doğrultuda yetişen her kişi milliyetçi duygularla, "Türk üstünlüğü" denen kavramla yetiştiriliyor.
Bir nevi post-modern Nazizm.
Bunun neticesinde bir birliktelik doğuyor, ezilmemek için.Bu istek karşısında her olay bir platform haline dönüşüyor onlar için.
Futbolda aldığımız bir galibiyet onlara karşı sosyal hayatta kazanılmış önemli bir adım olabiliyor.
Ancak ne yazık ki bunların dile getirileceği daha doğrusu abuk bir şekilde sergileneceği yer tribün değildir.
Tabii ki tribünlerde "Ultras" denen kavram, modernliğe, endüstriyelliğe karşı amatörlüğü, saflığı savunuyor.Bu açıdan sosyal mesaj verilmesi doğaldır ancak "Ultras" kavramında daha önemli bir nokta var ki;
Takımına gönülden bağlı olmak, az da olsan öz bir şekilde takım desteklemen.
Yabancı Ultras gözünde bu açıdan ciddi bir yaramız var.
Ultras Tito gibi "Ultras" kavramını ilk içeren tribünün forumunda bile bu konu dile gelmişse bizim için çanlar çalıyor demektir.
Umarım ilerleyen zamanlarda, sıkıntılar aşılır ve gerçek "Ultras" kavramına ulaşırız...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Blog Archive
-
▼
2009
(11)
-
▼
Ağustos
(10)
- Alpaslan Dikmen Sarı Diyecek..!
- 'SALO' Unutmadık !
- 10 Eylül'de Eski Açık Kapanıyor !
- RC Lens - Ultras Tigers
- Brigate Nordest - Milan tribünlerinin lokomotifi !
- Avrupa tribünlerindeki siyasi duruşlar...
- Hajduk Split Taraftarlarına deplasman yasağı !
- Gurbetçiler ve Yurtdışı maçları...
- Olimpiyat ve tribün sorunsalı...
- Cimbom Old Boys
-
▼
Ağustos
(10)






0 yorum:
Yorum Gönder